Şaşırmama aldırmadan devam ettim. Kısa bir süre içinde Undercity ‘nin içinde intikam yeminleri edilmeye başlandı,herkes Deathknellde o hissettiği duyguyu,o coşkuyu benimsedi tekrar. Kendi kardeşlerimle bu işi bitirecektim,onların yanımda olması bana güç veriyordu. Benim ailem halkımdı.. Geri zekalı orclar ve trollerden yardım istemeye tenezzül bile etmedim. Taurenler bunun için fazla onurlu ve barışçıllardı;bu bir intikam yemininin alevlenişiydi.. O gece Undercity den çıkarken bir şey gözüme çarptı,kırmızı ve hala canlılığını yitirmemiş bir şey.. bir gül.. Zamanında halkın babasını öldürmeye geldiği zaman onun üstüne yağdırdığı gül yapraklarından biri; hala dipdiri,capcanlı orada öylece,vakurca gizemini çözemediğim bir nedenden dolayı kımıldıyordu…

Bir gül parçasının bile rüyalarıma girmesine engel olamayacak kadar zayıf bir ruh halindeyim. Gözlerimin önünde genç ve diri olan her şey yitip gidiyor. Hayatım ve ölümüm boyunca bunları gördüm. İçimdeki tükenmişlik, acıyı bile içine çekti,yok etti. Artık sadece iki duygu hissedebiliyorum: İntikam ve sorumluluk. Sahip olduğum güç bana bunları hissetmeyi öğretti. Kendim içimde yok olmamı engelleyen bu iki şey, hep yolumu çizdi ve kaderimi yazdı. Bunların hiçbirini boşa çıkarmayacağım çünkü artık benliğimin kalan amaçları bunlar! Ve şimdi bunlardan birisinin hakkını vermeye çok yakınım: İntikamın…
Ordu toplanmıştı ve şimdilik nefretlerini kınlarına sokmuştu halkım.

Undercity ‘nin önünde toplanmış sağır edici bir sessizlikle ölümü dinliyorlardı. Bunlara rağmen cesurlardı ve nefretleri onlara güç veriyordu. Bir an ölüm kadar soğuk bir el, elf zarifliğiyle hareket işaretini verdi. Sessizlik çözülmüştü artık. Zırh ve silah sesleri nalların çıkardığı tok seslere karışmıştı. Ona yaklaştıkça ruhumdaki karanlık çözülüyordu.Bilmediği bir diyara atlarını süren halkım, nefret ve endişeyi yanlarından eksik etmiyorlardı.Hayır,korkmadıklarına şaşırmıyorum. İntikam onlar için de önemli biliyorum.
Günler sonra kıyıya vardık ve oradan gemilere binerek kaderimizi çizmeye devam ettik. Yaklaştıkça su daha da kararıyor; ölüm daha soğuklaşıyordu. Her şeye rağmen halkımla karaya çıktık ve işte orada bizi ordusuyla bekliyordu. Sanki yanındaki iblisler kukuletalarının altlarından sırıtıyorlardı…

Ordular karşı karşıya dizilmişti. Uzun bir bekleyişten sonra çok uzaklardan gelen bir çığlık savaşı başlattı. Oradaki herkes canileşmişti. İki ordunun nefreti o kadar büyüktü ki,neredeyse fiziksel bir etki yaratıyordu. Ben de acımıyordum, önüme geleni ezip geçerek hedefime doğru ilerledim. Karşımda hazır olarak beni bekliyordu. Atımdan indim, yüzüme o rakibin moralini bozan gülümsemeyi takındım ve sonu başlattım.
Gücümden etkilenmiş ve şaşırmıştı. Onun beynini büyülerim ile patlatıyordum, ruhunu emiyordum ve ona zamanla acı çektirecek büyüler yapıyordum. Onun acıyla kıvranması bana şifa veriyordu, güç veriyordu. Son kez kılıcını kaldırdı ve büyük bir kudretle vurdu. Geriye doğru düştüm ve doğrulamadım. Olduğum yerden onun ölümünü izledim ve ruhumun kelepçelerini çözdüm. Artık yok oluyordum. Bunu yaşarken intikamın bana verdiği huzur, ölümü kolaylaştırıyordu…

Ve ölürken bile, bir çift yeşil göz, beyaz saçların ve donmuş sakalların arasından bana yalvararak bakıyordu…

GEDİĞİNİ BULAMAYAN BÜYÜK BİR TAŞ GİBİ ORADA BURADA YUVARLANAN ADALETİN ALTINDA EZİLEN HALKIMA KİMSE DÖNÜP TEKRAR BAKMADI…..

Yazının ilk bölümü için lütfen tıklayınız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.